Hele Bir Dur; Bu İşin Kolayı Var

Hele Bir Dur; Bu İşin Kolayı Var

İnsan farklı kimliklerinde hep zorlukla, mücadele ile bir şeyi elde ettiğinde kolay olanı bazen kabul etmeyebiliyor. İlişkilerde zor olan için mücadele etmek normal gelirken, kucaklayan alan açan koşulsuz seven birine uzak durabilir. Bu sadece istememem yan cebimde kalsın durumu değil.

Bu, farkında olmadan hak etme ve emek göstermenin yanlış kodlanması sanki. Bir şey için zorluk yaşamamış mücadele etmemiş acı çekmemiş isen sanki o senin hakkın değil. İşte zorluklarla başarılı olan, önüne çıkan her engeli aşmayı bir meziyet haline getiren, kolay gelir ve ihale yerine hep mücadele içerisinde olan biri bu iş kimlikteki baskın özelliğini başka kimliklerine de yansıtabilir.

Bu durumda, kendisine verilen bir hediyeyi kabul edememek, koşulsuz seven birine sevgi göstermek, hiçbir gayret göstermeden huzur ve mutlu olabilme hali, telaşsız mücadelesiz bir yaşam alışkın olmadığı bir dünyadır. Burada konfor alanından çıkma hali değil alışılanların yarattığı farklı bir dünyanın yarattığı bağımlılık vardır. Alışılan, bilinen, öğrenilen odur. Daha iyiye güzel daha sorunsuza daha kolaya geçiş bile konfor alanı bilinen dışına çıkmak zor gelebilir.

Konfor alanında kalma hali belki özgüven eksikliği ile karıştırılabilir. Oysa özgüvensiz birinin bir şeyi hak etmediğini düşünmesi ile buradaki durum farklıdır. Burada kişi fazlasıyla özgüvenlidir. Gelecek her türlü tehlikeye, olasılığa, mücadeleye çözüm üretmeye hazırdır. Emeğini gayretini o alana verme konusunda bir tereddüttü yoktur. Özgüveni yüksek, sorunları çözebileceğine, engelleri aşabileceğine olan bilgisi, deneyimi ve inancı da yüksektir. Özgüvenlidir yani.

Oysa fazla özgüven kişiyi basit, sade, kolay çözümleri görmemeye de itebilir. Bu kadar kolay mı? Denecek çözümler ilişkiler fark edilmeyebilir. Bu işte, eşte, aşta her konuda olabilir. Bu kadar kolay olabilir mi hayat? Bu her anlamda kolaylık değil. Bazı kimliklerde hayatın belli yerlerinde kolaylıklar demek istediğim.

Size sunulan güzellikleri sırf hazır sunuldu diye terslemek, illa dağları aşmak, bin dereden su getirmek, son nefesine kadar mücadele etmek, illa engellerin çıkmasını ve aşmayı beklemek bir alışkanlıktan olur. Artık yaşam daha zorlu bir yerde denge içindedir. Daha kolay bir yerde denge unutulmuştur.

Kolayı, sunulanı reddetmek bazen değerlerle, bazen alışkanlıkla, bazen hak etme tanımı ile ilgili olabilir. Aş da  iş de  eş da hep emekle ilişkilendirilir. Kader kişinin kendi ellerindedir. Gayret o kaderi şekillendirir.

Oysa yaşam bize bazen umulmadık güzellikleri sunar. Bir yürüyüşte önünüze çıkan bir yabani hayvan, daha önce görmediğiniz çiçek, ücra bir yerde bir koy, kökleri dışarda müthiş yaşlı bir ağaç o gününüze küçük bir jesttir doğanın sunduğu.

Bir dosttan gelen mesaj, size sevgi ile bakan bir çift göz, her an yanınızda olduğunu hissettiğiniz insanlar ne büyük bir nimettir. İyi bir iş teklifi, olanın dışında seçenekler, yeni girişimler, farklı alanlar olana sıkı sarılınca hakkı verilmeden kaybolup gider.

Türkülerde aşk hep peşinde koşulan, ulaşılmayandır. Derdi ile nar-ı ateşte kavrulan ama bir pervane gibi o ateşten uzak olunamayan. Türkü çok dinleyince kavramlar da öyle şekil buluyor insanda. Aşık Veysel’e sormuşlar “aşk nedir?” diye. “Seversin vermezler aşk olur” diye yanıtlamış. Olmayanın peşinde inat etmek yerine olanı kabullenmek akışta olmak, gönülden sunulanı almak neden zor gelir.

Belki sadeleşme, yavaşlama, huzur derken hayatımızda zorlukla becerdiğimiz, çok gayret gösterdiğimiz, her an dengesi şaşacak şeyleri uzaklaştırmak da büyük bir değişimin kendisidir. Geriye kalan farklı dengede daha mutlu bir dünyanın habercisi olabilir.

Kendi hayat hikayemi, işlerimi, ilişkilerimi, evlikleri, ayrılıkları, hayatta yaptıklarımı anlattığımda hep o zorun peşinde olma hali ve zoru aşabilmeyi ön plana çıkardığı görüyorum. Belki bazı durumlarda olanın dışında farklıyı hayat geçirmek için ek gayrete, büyük mücadeleye ihtiyaç var. Ama her durumda buna gerek var mı? Her kimliğimiz buna uygun mu? İş yaşamında zor olanı seçtik diye ilişkilerde neden zor olan seçilir?

Yaptığım sporlarda bile aza kanaat getirmemişim. Doğada olmak yürüyüş tamam da 5000+ yüksek dağlarda zirveler, maraton koşma, yüzme korkusunu yenip 3 km’lik yarışlara katılma, derinlere dalma, sabahları 15 dk eksersiz erine 50 dk ter içinde nefes nefese kalana kadar yüksek tempo eksersiz hep o az veya kolay ile yetinmememin bir sonucu belki. Yapabilecek ise yapma hali. Gerek var mı?

Hafta sonu Büyükada’da en yüksek noktasında, bir kayalık kenarına hamak kurduğumda bir iki saat hiçbir şey yapmadan sadece manzaranın keyfini çıkardım. Arada kahve içtim. Sağımda solumdaki insanları izledim. Hayat bazen o hamakta uzanmak kadar sade ve sunulan manzara kadar cömert, termostan içilen bir kahve kadar da tat verici olabiliyor.

Bizi olanı olduğu gibi kabul edip kolayı, güzeli, sadeyi her defasında kabullenmemiz engelleyen ne? Geçmişte bizi güçlü kılan ve birçok şeyi başarmamıza neden olan o yeteneklerimiz kaslarımızı şimdi tekrar her defasında kullanmak gerekir mi? Bir ağırlığı kaldıran el bir güzel ince porselende kahvenin de keyfine varabilmeli değil mi? Bir maratonun son metresinde adım atacak halde olmayan bacaklar, bir hamakta keyifle dinlenebilmeli belki.

Alışılan konfor alanından çıkmaz her zaman daha zorlu, daha dolambaçlı bilinmez bir dünya demek değil. Belki daha sade, basit, kolay olanı tercih etmektir. Belki de zoru zorlayıcı olanı, kerhen olanı, bıçak sırtında olanı, keçiboynuzu tadındaki şeyleri geride bırakmaktır.

Bu belki de “Ben gayret eder, mücadele eder her engeli aşabilirim” yerine “bu kadar zorlanıyorsam belki de bir terslik vardır” deyip bir adım geriye çekilme vaktidir. Bir adım geriye çekilebilmeyi bilmek mücadeleden kaçmak yenilmek değil, mücadele etmeyi gerekli bulmamaktır.

İhtiyaç halinde kullanabileceğimiz o enerji güç yetenek var. Ama ona şu an, bu durum için ihtiyacımız var mı? Envanterinizdeki her yetenek bir alet gibi ihtiyaç halinde kullanılmalı. Siz baltayı iyi kullanıyorsunuz diye hep elde balta dolaşmaya gerek var ni? Balta ile sivrisinek öldürülür mü, elma kesilir mi, menemen yapılır mı?

Güçlü olalım, gayretli olalım emek gösterelim ama yerinde ve yeteri kadar belki. Abartmak ve bunu sürdürmek belki bizi sürekli yoğun kaygı ve mücadele dolu bir dengeye hapsediyordur.

Durup biraz bakmaya ne dersiniz?

31.08.2026

Leave a comment