Ben de beni seviyorum. Boş değilim.   

İlişkiler ki zaten kopuktular. En başta kendimizle olan ilişki.

Bazı kavramlar sözcükler var ki düşüncelerimizi sınırlar. İlişkiler de öyle bir sözcük. Duyduğumuzda ilk aklımıza gelen duygusal ilişkilerdir. Çoğunlukla sevgi ile birine bağlanma sürecinin karşılıklı izdüşümleridir. İki farklı insanın, dikenler arasında gül saklayanların yakınlaşmasıdır. Bazen kokusu gelir, bazen dikeni batar.

En basit haliyle birbirini anlama, yakınlaşma, sevme, sevilme bir yoldaşlık halidir. Yolda başa gelendir. Yolda olma halidir.

Duygusal ilişkiler araç da amaçta olabiliyor. Birinin olması bazen arzulanandır. Neden birine ihtiyaç duyulur ki? Hangi ihtiyaçlarımız karşılanır? Eksik olan mı tamamlanır? Kişi ol’unca mı bir başkası ile de ilişki olur? Benzer olanlar mı çeker? İlişkinin bilinmezliği sürecin kendisi merak uyandırır.

Oysa ilişki deyince kendimizle belki kendimizle ilişkiye bakmak oradan başlamak gerekir. Kök olmadan dal olmaz. Bu nedenle aklıma gelen aynaya baktığımda gördüğüm kendimle olan ilişkiyi önceliklendiriyorum.

Kendimizle ilişkimiz uçtan uca savrulur bazen. Kendimizle barışık olma olan hali olduğu kadarı ile kabullenmedir. Olanın fark edilmesidir, içselleştirilmesidir. En çok da yanlış anlaşılan budur belki. Ama bu olanı kabullenme kabul nasıl olacak? “İşte ben buyum ne yapayım” veya ”Allah kahretsin çok demokratım” veya ”Çok yardımseverim” deyip yargısal küçük kaçışlarla eylemsizlik haline de neden olmamalı gibi.

Kendimizi tanımak en zor olandır. Çoğunlukla egomuzu kırmayacak üzmeyecek şekilde davranırız. Dağılmamak için yaptıklarımıza oluş halimize güçlü içselleştirilmiş gerekçelerimiz olur. Ne yapmak istediğimiz ne yaptığımız, mutlu muyuz derdimiz ne, dert edindiğimiz hep görünmez bir öz sansür ile gölgelenir. Kendimizi bir sis perdesinin ardında görürüz yaklaşmak bulanıklığı azaltır. Ancak zordur.

Kendimizle ilişkimiz çok boyutludur. Hepsi birbiri ile ilişkili olsa da ayrı bakmak gerekebilir.

Bedenimle ilişkin nasıl? Bu aynaya bakıp saçları savurmak, ince bele, Türk kasına övgü dizmek mi? Duygusal sağlığımız kadar fiziki sağlımızda önemli. Beslenmemiz, fiziki kondisyonumuz için bir çaba var mı? Salmış mıyız kendimizi yoksa iyi mi bakıyoruz? Spor eksersiz, dengeli beslenme için çaba harcamak kendimize değerin bir parçası oysa.

Bedensel ihtiyaçlara gösterilen özeni küçümsememek gerekir. Hatta bazen duygusal olarak sıkıntı yaşayan bu kez kendi öz bedenine farkında olmadan ceza bile verebilir. “Hayat zaten yoruyor bir de tatlıdan mı mahrum edeceğim” diyebilir. Bir bardak güzel şarap, bir soğuk bira hadi neyse de bir büyük rakıyı içmek ödül mü ceza mı bakmak gerekir.

Aynaya bakmışsın saç beyaz olmuş, gözaltı torbaları feci, gözlüksüz olmuyor ise durup bir bakmak gerekir. Olan oldu ve eldeki bu. Oluş hali deyip kabullenecek miyiz yoksa yarının geleceğin daha iyi olması için yapabileceklerimiz var mı?

Hemen estetik peşinde koşmak çözüm olmayabilir. Belki fiziki ben ile ilişkinin başlangıcı diğer ilişkilerin için de tetikleyici olabilir. Çünkü burada yapabileceklerimizin neredeyse tamamı elimizde olan şeyler. Bir dış onaya gerek olmayan. Çoğu için maddi ek bir kaynağa da gerek yok. Beslenme, uyku, hareket, cinsellik, sigara, alkol, şeker ile oturup ilişkilerimiz gözden geçirmek yerinde olmaz mı?

Ömrü uzatmanın en pratik yolu sabah uyanmaktır. Bunu değerli kılmak ise hayata uyanmaktır. Ne yapacağın nasıl yapacağın ne için yapacağının bir önemi yoksa sadece gözleri açmak uyanmak olmayacaktır. Varoluş amacını bulmak bütünün bir parçası her şeyimiz aslında bunu anlamak için. Oluş halimiz ve var olmanın anlamı birlikte akan iki nehir gibi birbirini besleyen.

Rutinlerimize de bakmak gerek. Hayat akıp giderken akış elimizde mi? Yoksa kürekleri bırakmış akıntı ile savruluyor muyuz? Hangi alışkanlıklarımız bizi rahatsız ediyor, değiştirmek için ne yapmak gerekir? Böyle bakınca çok şey ifade eder. Kolay değildir. Hemen ama fark etmek bile başlangıçtır. Ya da yapmak istediklerimiz değişimin kendisi olabilir mi? Genellikle bir şeylerin engellediğini ve o nedenle değişim olmadığı hayatın ötelendiği görülür. “Ne engelliyor?” denince de çoğu gerçekçi engeller değildir. Engel olan çoğunlukla aynaya bakınca gördüğümüzdür.

Hayatımız önemli bir kısmı çalışma ile geçer. Geçim derdi, para kazanmadır. Yeteri kadar para olsa yine çalışır mıyız? Aynı işi mi yaparız? Çalışırken üretmek, mutlu olmak, keyif olmak, değer katmak hayatı anlamlandırmak belki çalışma bile denemeyecek bir aktivite. Değerlerimizle örtüşen, bizi geliştiren hayallerimize yaklaştıran hayatımıza günümüze kendimize değer katan işimizle ilişkimiz oldukça önemli. Buradaki kopukluk diğer alanları da etkileyecektir. Yaptığımız emek harcadığımız iş ile bağımız varsa bu artık iş olmaktan çıkar. Yok, eğer kopuk bir bağımız varsa iş artık işkence gibi olur. Tadı tuzu olmaz. Her anı bir şeyler alıp götürür.

En büyük sorun veya belirsizlik kaynağı hayallerimizdir. Hayaller ne zaman “hayal” ne zaman gerçekçi “hedef” olur diye düşündüğümüzde farkındalık artar. Eğer hayalleri bugünün yapılacaklarını ötelemek için kullanıyorsak hayal âleminde yaşıyoruz demektir. Hayallerimizle umutlarımızda beklentilerimizle doğru ilişki kurmak da emeğin çabanın bir şeye başlamanın başlangıcı olabilir. Hayallerimize ulaşmak için birlikte stratejileri gözden geçirmek, emeğimizi zamanımızı önceki tecrübelerimizi ayırmak bizi mutlaka daha başarılı kılacak onlara yakınlaştıracaktır.

Değişim kaçınılmaz. Olumlu olumsuz yönde de değişiriz. Aynı kalmayız hiçbir zaman. Bu değişim kendimizde beğendimiz, bize iyi gelen, değer katanları sıkıca sarılıp korumak gerekir.

Şimdi tekrar aynaya baktığındaki kimi görüyorsun? “Ben”, kim? Kendini nasıl anlatırdın veya o anlattıkların başkaları tarafından nasıl görülüyor baktın mı? “Ben” ini bilmeden nasıl başka “sen”lerle ilişkiler içinde olabilirsin? Yarım yamalak karanlıkta saklambaç olmaz mı? Kendinden memnun olma hali “ben buyum” mu “olduğum, en iyi halim daha iyisi için çalışıyorum” mu? Sorsalar kendinden memnun musun? Tek kelime ile “iyi”, iki kelime ile “iyi değil” mi?

İlişki önce kendimizden başlanılması gereken süreç. İlişki de önceliği “ben” ile ilişkiye verince devamı gelir sonra.

  • “Seni seviyorum”

+     “ben de ben de beni seviyorum”…

Ama sebepsiz olmasın sevginiz.

25.08.2026

Leave a comment